Çatışma ve Sanat Star Gazetesi

Çatışma ve Sanat Star Gazetesi

– – – 

Çatışma olmadan sanat hayatı şekillenmez

Ressam Peyami Gürel, dünya tarihini şekillendiren temel söz ve kavramların olgunlaşma noktalarından yol alan “Söz Yolu” adlı bir projeye imza atmaya hazırlanıyor. “Hayatta biriktirdiğimiz kelimelerin hepsi farklı yerlerde farklı anlamlara bürünüyor. Kullandığımız sözlerin ve kavramaların ne kadar değişken ne kadar farklı içeriklere sahip olabileceğini birbirimize hatırlatalım” diyen Gürel, Ankara üzerinden Kayseri, Adana, Antep, Diyarbakır ve Kudüs’e uzanacak sergi ve konferans dizisini hayata geçirmek için gün sayıyor. Ülkenin sanat ortamında yaşanan sıcak tartışmaları verimli bir kültür sanat hayatı için fırsat olarak gören Gürel’e iktidar-sanat ilişkisini sorduk.

“Söz Yolu” yüzünü Anadolu’ya dönen bir proje. Anadolu’da sanatsal etkinlikler artışı nedeni nedir sizce?

Anadolu sermayesi yavaş yavaş hakimiyeti ele geçirmeye başlayınca, trafik otomatikman artacak. İstanbul ve İzmir merkezliydi sanat. Çünkü sermaye buralardaydı. İş böyle değil artık.

Sadece sermayeyle mi ilgili bu değişim? Zihniyet değişiminin de etkisi var mı?

Çok tabii olarak zihinsel, kültürel ve ekonomik hareketlilik belli bir parelellik arz eder. Daha doğrusu bu süreçteki değişimler sanat ve kültür hayatındaki değişimleri tetikler.

Ama burada kopan bir kıyamet var.

Bu çok doğal bir şey. Kendilerine egemenlik alanı oluşturanlar bu egemenlik alanının kalıcılığını sağlayabilmek amacıyla, zihinsel üretim süreçlerine de müdahale etmek isteyeceklerdir. Bunu biraz anlayışla karşılamak lazım. Burada tehlikeli olan cebirdir. Müspetle menfi birbirine çok yakın, nerden baktığınıza bağlı.

Olumsuz herhangi bir tecrübe yaşanmamışken endişenin kaynağı nedir ?

Çok basit. Bu sanat algılayışının değişiyor olması, pastadan elde edilecek olan payları küçültecektir. Rant meselesidir bu aynı zamanda. Bir de kendi varoluşunu anlamlı kılma meselesidir. Kendi varoluşunu anlamlı kılma alanları daraldıkça rahatsızlık duyacaklardır. Ama bunun olması, bundan rahatsız olanların kendilerine bir verimlilik alanı çıkabileceği konusunda özgüven duymalarını sağlamalı.

Sıkıntı kültürel iktidarın hep sol ideolojinin elinde olması mı acaba?

Ben ona katılmıyorum. Keşke olaydı. Bizde öyle bir sol gelenek oluşmadı. Bu biraz merkezi otoritenin, batı geleneği ya da batı usulüyle beslenen bir alanın hakimiyet arzusundan kaynaklanıyordu. Bu da sol değildir zaten. Devşirme bir şeydir.

Kültürel alanda var olamayışımızda bu mecrayı ihmal edişimiz de önemli bir etken değil mi?

Öyle bir birikimin oluşturulmamış olması sorun tabi. Bunun karşısında sol diyelim, aydın kesim diyelim çok şey biriktirmişler, uğraşmışlar, gayret etmişler. Bunu da hafife almak doğru olmaz. Dolayısıyla gayet tabii karşılanan bu çatışma sürecinin dengeli bir şekilde yürümesi için, çatışmadan ziyade üretimin ortaya çıkması lazım. Her ne kadar merkezi mekanizmalar bu süreçleri besliyor ya da destekliyor olsa da kendi gücü ile ortaya bir şeyler konmadan ne kadar desteklerseniz destekleyin, hamur mayalanmaz. Dolayısıyla esas mesele şu mevcut toplumsal değişim sürecinde bu topluma ait değerleri bilen, o değerlerle yaşayan insanların bir şeyleri üretme heyecanını ve isteğini kendilerinde bulabiliyor olmaları.

Devlet zemin hazırlasın sanat yolunu bulur.

Tartışmaların geldiği noktada eksikliği duyulan şey ciddi kültür politikası olabilir mi?

Siyasi, bürokratik, ekonomik alanda egemenliğinize çok rahatlıkla sahip olabilirsiniz. Bunu pekiştirebilirsiniz. Bunlarla ilgili çok rasyonel tedbirleri rahatlıkla alabilirsiniz. Ama kültür alanında iş öyle kolay değil. Çünkü tamamen göreceli ve sizin zihninizde şekillendirdiğinize göre şekillenebilecek bir yer değil orası. Dolayısıyla mevcut şartlarda çok ciddi bir kültür politikasının oluşabilmesi için bu topraklarda yaşayanların kendi benliklerini, beklentilerini ve isteklerini doğru tarif edebilecekleri alanları açabilmek lazım. Bu çok önemli. Buna fırça atıp bir renk vermekten ziyade öncelikle onların katkılarını ve katılımlarını teşvik edebilecek alanlar açılması lazım. O alanlar açılırsa bu insanlar kendi türkülerini söyler.

Bir politika, bir zenginlik, bir açılım bekliyorsanız söz hakkı vermelisiniz. Sizin yapacağınız şekillendirmeye de ihtiyaç var. Ama esas yapacağınız çatışmayı göze alarak bu alanları açmaktır. Çatışma ve kapışma olmadan zaten sanat ve kültür hayatını şekillenmesini beklemek abesle iştigal olur. Uzlaşma sorunumuz da yok. Uzlaşmasın canım. Sen böyle de, o öyle desin. Senin bir devlet mekanizması olarak yapabileceğin şey böyle bir ortamı oluşturmak, böylelikle hakikate yol açabilecek olanların da önünü aralayabilmek. Desteklemek bile değil. Sen arala, o önü aralanan kendi yolunu bulsun. Bu ülkenin, bu havzanın hem kendisine hem de dünyaya söyleyecek bir şeyleri var. Bu havza bütün geleneklerin, kültürlerin hareket noktalarını ve dinamiklerini yaşamsal olarak barındırıyor hâlâ. Bu zenginliğin çok iyi değerlendirilebilmesi lazım. Şu andaki iktidar bileşkesinin böyle bir mevcut alanı yeşertecek, sulayacak bir potansiyele sahip olması beklenir. Bu şans onlarda var. Bunu yaparlarsa çok güzel olur. Bu kaos istenirse bir berekete dönüşebilir.

Bu tartışma zemininden iyi bir şey çıkması için nasıl bir yol izlenmeli?

Yönetsel mekanizma bu noktada hassasiyet gösterirse, çatışma, kaos, itişme, kakışma gibi gözüken alan hakikaten bir berekete, bir neşeye, bir sese dönüşme şansını taşır. Ama iki de bir susturmaya kalkarsan, iyi bir senfoni çıkmaz ortaya. Bırak konuşsun, söylesin insanlar. O sesler kendi içerisinde elene elene bir şekil alır. Kültür politikasının bence böyle bir şeyin üzerine kurulması lazım. Ne bir şeyi fazla onore et ne de yer. Herkesin sözüne değer ver. Herkesin önünü açacak zemini oluştur ve burada da adil ol. Ayrıca şu hakkı da teslim etmek lazım. Devleti ya da yönetsel mekanizmayı şekillendiren sınıfsal bileşkenin mevcut ideolojik kavrayışını da seslendiriyor olmasını anlayışla karşılamak lazım.