Ebrunun Dilini Bilmek
………….

Böyle bir çabayı Peyami Gürel’in kısa bir süre önce Taksim Sanat Galerisi’nde sergilenen ebrularında gördüğümü söyleyebilirim. Peyami çok yeni, farklı (yer yer frapan) denemeler yapmış olmasına rağmen geleneğin içinde kalmayı başarmış bir sanatçıdır. Bu, onun geleneği, dolayısıyla ebru sanatının tekniğini ve bütün inceliklerini kavramış, geleneğin sınırları içindeki sınırsız ifade imkanlarını doğru tesbit etmiş olmasından kaynaklanan bir başarıdır. Üzerine bir de modern resim hakkındaki geniş bilgisini ilave ederseniz, Peyami Gürel’in başarısındaki sırra biraz daha yaklaşmış olursunuz.

Ebru büyüleyici bir sanattır; onun dilini tam öğrenen bir sanatçı, önünde bambaşka bir dünyanın, mücerret bir güzellikler dünyasının açıldığını görür ve bir süre sonra nabızlarındaki vuruşlarla teknedeki renklerin ve soyut şekillerin aynı dili konuşmaya başladığını fark eder. O andan itibaren hazırlanan her tekne, başlıbaşına bir serüven ve bir keşif yolculuğudur. Buna “sufiyane” bir yolculuk da diyebilirsiniz. Ortaya çıkan eser, herhangi bir fenomenin görüntüsü veya tasviri değil, sonsuz güzellik kaynağına yapılan bu yolculuktan izlenimler, enstantanelerdir. Ebrunun dilini yarım yamalak öğrenenlere gelince, onlar bıktırıcı bir tekrarın içinde çabalayıp dururlar.

Uzunca bir ihmal ve inkar döneminden sonra, klasik sanatlarımızın çoğu gibi, ebru da şaşırtıcı bir biçimde dirilmiş ve kim ne derse desin, altın çağlarından birini yaşamaya başlamıştır. Necmeddin Okyay, Mustafa Düzgünman ve Niyazi Sayın gibi büyük üstadların teknelerinde kendine yaşama şansı bulan bu sanat, bugün Hikmet Barutçugil, Peyami Gürel, Timuçin Tanarslan, Alpaslan Babaoğlu, Taşkın Savaş ve Ahmet Çoktan gibi sanatçılar tarafından büyük bir başarıyla devam ettirilerek yeni ufuklara taşınmaktadır.

Beşir AYVAZOĞLU