Evvel ve Güncel Tiyatro Dergisi

– –

evvel

Evvela tam bir sessizlik. Ama, sessizliği hissedebilecek bir kıpırtı emaresinin bile olmadığı bir sessizlik. Ne gözlerin, ne kulakların ne de kılcal damarlardaki akışın bile olmadığı. Ama her yöne hareketin olduğu bir sessizlik. Ne sen varsın ne de ben. Ya da ne sen, sen olarak varsın ne de ben, ben olarak. Ve bir nokta, kurşun kalem noktası değil, mikro nokta. Donuk ama beyaz. Oraya doğru bütün hareket. İçine yerleşiyor bütün hareketler, parametreler, yönler.
Ve hala zifiri bir sessizlik.

Beyaz ama donuk noktacık herşey ona doğru geldikçe utanıyor, dağılmaya başlıyor ve sıvılaşıyor sanki. Akacak gidecek neredeyse, gidecek yer varmış gibi. Her şey içine sığdı noktacığın. Kendisi kadar su oldu, yataksız ve yolsuz.
Ve bir ses, bir nefes.

Dalgalan artık sıvılaşan noktacık nefesin rüzgarlarıyla. Köpükler saç ve hatta çağla. Ta ki herşeyin sana gelen olduğunu bilip utangaçlığını hatırlayana kadar. İşte o an köpüklerini bırak ki sendeki herşey nesneler, biçimler olarak hayat bulsun. Ses olsun, söz olsun, yön olsun, sahne olsun ve perde açılsın.

Perde açılsın ve canlananlar birbirlerine değerek enerjilerini ortaya çıkarsınlar. Sessizlikte noktaya dolanlar sahnede sonsuzluğa yelken açsınlar. Ve o yelkenlerin her biri kendilerine konaklama yeri olsun.

Şimdi beni iyi dinle ey beyaz, utanan, çağlayan, köpürüp ve dinginleşen noktacık. İki şeyi kavradın. Ömrünün biteceğini ve de sonsuzluğu kabul edebileceğini. Ömrünün biteceğini bildin, çünkü doldun, aktın ve sahile bıraktın. Sonsuzluğu ise bilmedin sadece kabul edebileceksin çünkü seni coşturan nefes senden değildi. Ama bildin ki artık sen de bir nefessin yeni sessizlikleri bekleyen. Hem nefes vermeyi bekleyensin hem de yelken açan köpüklerinin yolculuklarını gözleyen. Onların herbirine bir gerçeklik yüklendi. Bu gerçekliklerin bir kısmı sana doğru, senin için. Bir kısmı ise senden olanları izleyen için. En mühim kısmı da senden olanlar için.

Mesele, senden olanların, can verdiklerinin kendilerine yükleneni anlayıp anlamayacakları. Bak eserlerine tek tek ve sor hepsine. Kendilerine yükleneni anlamışlar mı ? Anlamamış olanlar senin sıvılaşıp, derya olup köpürdüğünü hatırlasalar bile tadını bilmeyecekler. Anlamış olanlar ise hepsini hatırlamasalar bile tatlar damaklarında olacak. Bunu, sen farkedeceğin gibi izleyen de fark edecek.

Anlamış olanlara hatırlamadıklarını hatırlatmak kolay. Ancak, anlamamış olanlara hatırladıklarını tattırmak çok zor olacak. Böylece, sen de bilmenin esas olarak üç kısma ayrıldığını anlamış oldun.

Birincisi; sahne açılır açılmaz başlayan yolculuk, devinim ve eylemlerin kayıtları, ilişkileri, dengeleri ve sonuçları.

İkincisi; yola çıkan her bir sesin, sözün ve eylemin kendileri hakkında bildikleri ve tattıkları

Üçüncüsü; senin onlara hatırlattıkların ve tattırdıkların. Beklediğin ve nefes vereceğin beyaz mikronoktacık ancak ve ancak önce bu üç bilgi katmanını tam olarak anladığında ve sonra da senden varolanları izleyene ayrılan gerçekliği tanıdığında önüne gelecek.

güncel

Değinmeden duramayacağım. Pratik hayatı okuduğunu düşünüp, toplum mühendisi gibi siyaset yapanların üstelik de bunu derin bir felsefi ve ideolojik bir arkaplana vehmedenlerin düştükleri açmazların ibret vericiliği bıktırdı artık. Boşuna uğraşmasınlar. Deneyleri, siyasetleri ve stratejik derinlikleri toplumsal dinamiklerin nasıl hareket ettiğini tam olarak kavramaya hiç bir zaman yetmeyecek.

Noktacık kendini köpüğün sahibi zannederse ( ki egemenlerin kendilerinde en kolay bulduğu gerçeklik yanılgısı budur) olacağı budur. Oysa izleyen var, nefes veren var ve de sahnedekilerin hepsinin bir bağı, bir tadı ve hatırladıkları var. ODTÜ’ye tosladınız ama tosladığınız ODTÜ değil ve onu anlayamayacak ve bulamayacaksınız.

Peyami Gürel 29.12.2012